ABD’nin İran’a yönelik saldırısı birçok kişi tarafından basit bir ABD-İran çatışması olarak görülüyor. Ancak ABD ve İsrail, tüm dünyada Filistin ve İran yüzünden itibar kaybı ile kendilerine karşıtlığın artmasını sağladıklarını da gördüler. Sahadaki sonuçlara bakıldığında ise farklı gerçekler de ortaya çıkıyor. Çünkü alev alan, halkında korku uyandıran ülke sadece İran değil; Körfez’deki devletler de var. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar ve Bahreyn halkı korku istemiyor ama bu Arap devletleri ders almayacağından iyi oldu. Bu ülkelerin ortak özelliği ise 50 yıldır ABD’nin en yakın müttefikleri olmaları. Ama esas amaç, Çin’in enerji akışını sekteye uğratmak. Venezuela'ya çökmek bunun ilk hamlesiydi ve İran bu işin ikinci ve en önemli hamlesiydi. Gaye, Çin'in ucuz İran petrolü alımını bitirmekti. Körfez’deki devletleri zaten "Çin'e petrol satmayacaksınız" noktasına getirerek Çin ekonomisini ABD kısmen kendine göre ayarlayıp onu kontrolde tutma derdinde ama bu zor.
Ayrıca ortada tuhaf bir hal var. ABD savaşıyor ama şu an ağır darbeyi ABD’nin Körfez ortakları alıyor. Bu çelişkiyi anlamak için küresel ekonomik düzenin temel mekanizmasına bakmak gerek. Bu iş petrodoları güçlendirmek ve Çin tedarik zincirini bozarak Çin’i zapturapt altına alma işidir.
1974 yılında ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile Arabistan Kralı Faysal arasında yapılan anlaşma, enerji ve dolar ekonomisinin temelini oluşturdu. Anlaşmanın özü çok basit: Dünya petrol-gaz ticareti sadece ABD doları ile yapılacaktı. Bunun karşılığında ABD, Suudilere askeri güvenlik garantisi verdi. Bu anlaşma sadece iki ülke arasındaki diplomatik bir metin değil, aynı zamanda küresel finans sisteminin omurgası oldu. Petrodolarcılara "Sizi koruyacağım" dedi. İşte petrodolar sistemi böyle hayat buldu. Petrol almak isteyen ülkeler önce dolar bulmak zorunda kalıyordu. Bu da dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin dolar rezervi tutması demekti. ABD böylece para sisteminin merkezi oldu. On yıllarca devasa, ölçüsüz borçlanma yapabilen bir ekonomi haline geldi. Karşılığı olmayan ve 100 doları 3 sente mal olan kağıt ile mürekkebin matbaada vücut bulması dünyayı esir aldı. AB parası da yeterli olmadı. "Adiler, varili 100 dolar civarı olan petrolü 3 sente alıyor" denebilir. Salak dünyayı ilk Saddam uyandırdı ama olmadı.
Ancak bu sistemin zayıf bir noktası vardı: Birileri petrol satışını dolar dışında bir para ile yapmaya başlarsa, bu diğer ülkeler için emsal olabilirdi. Sistem zincirleme bir şekilde kırılabilirdi. 2000 yılında Irak lideri Saddam Hüseyin petrol satışlarını dolardan euroya çevirdiğini açıkladı. Bu olgu sadece bir tercih değildi; aynı zamanda küresel enerji ticaretinde bir meydan okumaydı. ABD bunu stratejik bir risk olarak gördü. Çünkü ekonomiler bazen silahla değil, fikirlerin yayılmasıyla da çöker. 2003 yılında ABD Irak’ı işgal etti. Gerekçe kitle imha silahlarıydı. İşgal sonunda Irak petrol satışı yeniden dolara döndü. Mesaj açıktı: "Petrodolardan çıkan ağır bedel öder." Ancak 2020’li yıllarda aynı anda birkaç ülke farklı yönlerde dolardan çıkmaya başladı.
2021'de İran, Çin ile 25 yıllık stratejik anlaşma imzaladı. Petrolünü yuan ile satmaya başladı. 2023'te de Arabistan ile Çin arasında yuan bazlı swap anlaşması yapıldı. Aramco ile Sinopec arasındaki ödemelerin %65’i yuan üzerinden yapılmaya başladı. Aynı yıl petrol ticareti ilk kez dijital yuan ile oldu.
2023'te Katar, PetroChina ile 27 yıllık LNG anlaşması imzaladı. 2024'te Bahreyn de BRICS üyeliği için resmi başvuru yaptı. 2024'te ise Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan BRICS’e katıldı.
Bu gelişmeler enerjide küçük ama kritik bir kayma demekti. Beş yıl önce küresel petrol ticaretinin tamamı dolar ile yapılırken, 2024'e gelindiğinde yaklaşık yüzde 20’lik bir kısmı dolar dışı para ile yapılır oldu. Burada dikkat çekici nokta, bu değişimi yapan ülkelerin büyük bölümünün ABD’nin müttefikleri olmasıydı. Arabistan, Katar, BAE ve Bahreyn uzun yıllardır ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında olan ülkelerdi. Topraklarında Amerikan üsleri vardı; savunma sistemleri ABD silahlarına dayanıyordu, milyarlarca dolarlık malzeme almışlardı ve askeri anlaşmalar yürürlükteydi. Bunu sorgulama dönemi olmalı.
ABD ve İsrail İran’ı vurduktan sonra İran da karşılık verdi. Ancak İran'ın hedef aldığı yerler Orta Doğu ve Körfez'deki Müslüman ülkelerdi. Arabistan’da Aramco’nun en büyük petrol tesislerinden birini vurdu. BAE’de Dubai Havalimanı hedef alındı ve veri merkezleri zarar gördü. Gecelik yatağı 100-150 dolar olan oteller geçen hafta yatak fiyatlarını 5-10 dolara indirdi. Katar’da dünyanın en büyük LNG üretim merkezlerinden Ras Laffan faaliyetini durdurdu. Kuveyt’te yakıt depoları yandı ve havalimanı saldırıya uğradı. Petrol ihracatı geçici olarak durdu. Bu gelişmeler yüzünden bazı yatırımcıların BAE’deki yatırımlarını geri çekmesi konuşulmaya başlandı. Bu tabloya bakıldığında temel soru şuydu: Dolaylı zarar kime oldu? Zaten yıllardır yaptırımlarla yaşayan İran’a mı, yoksa küresel enerji ve finans ağlarına entegre olan Körfez ülkelerine mi? Cevap; İran yerle bir olacaktı ama Araplara da had bildiren İran'a teşekkürler. Hala ABD ve İngiltere’ye tapacaklar mı göreceğiz. Salak değillerse belki sorgulayıp Çin’e ve bize yanaşırlar. Sünni ittifakı bizimle yapmazlar ise Şia tehdidi devam eder.
Olayların başka bir boyutu ise 10.02.2026'da ABD’nin Venezuela’da yaptığı operasyon sonucunda, 18.02.2026'da Chevron, BP, Shell, Eni ve Repsol şirketlerine Venezuela'nın petrol altyapısını onarma lisansı verildi. 28 Şubat’ta ise ABD ve İsrail İran’a saldırdı ve Körfez'de enerji altyapıları zarar gördü. Bu kronoloji tesadüf değil. Önce dünyanın en büyük petrol rezervlerinden biri kontrol altına alındı. Küresel enerji hatlarının merkezinde olan Orta Doğu ve Körfez petrolü de kontrol altına alınmalıydı. Böylece Çin'in petrol tedarikini kesme sonucu ile Kuşak-Yol projesiyle enerji tedarikini zayıflatma ve dolar dışına kayan enerji ticaretine dolaylı tehdit azaltma operasyonu olduğunu bilmek gerek.
Eğer ABD, petrodolar yüzünden Körfez ülkelerinin güvenliğini sağlamaktan yana ise, bölgedeki krizlerin ekonomik ve altyapı bedelini neden bu ülkeler ödeyecek? Sorgulama şimdi yapılmalı. Yoksa rahatlayan Amerika'ya kimse bedel ödetemez.