Bahçeli'den çok konuşulacak yeni çıkış

MHP lideri Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in 'erken seçim' çağrısına bir kez daha olumsuz yanıt verdi. 'Süreç'le ilgili de 'PKK'nın kurucu önderliği verdiği tüm sözlerin ardında durdu' diyen Bahçeli, grup toplantısını 'Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir!' diyerek tamamladı.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terörsüz Türkiye mesajı verdiği grup toplantısını, 'Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.' sözleriyle kapattı.

MHP lideri Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. DEM Parti'ye PKK lideri Abdullah Öcalan'a saygı gösterme çağrısında bulunan Bahçeli, 'PKK'nın kurucu önderliği 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu. Bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladı mı? Sağladı. 27 Şubat çağrısı PKK ile birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı oldu mu? Oldu. Madem maksat hasıl oldu o halde bize düşen de PKK'nın kurucu önderliğine DEM Parti'den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir.' dedi.

CHP lideri Özgür Özel'e yüklenen Bahçeli, erken seçim çağrısına, 'CHP Genel Başkanı'nın erken seçim ezberine takılması ve şahsıma beyhude çağrılar yapması tam bir siyasi ahmaklıktır. Seçimin ne zaman yapılacağı bellidir. Erken seçim diye bir şey asla gündeme alınmayacaktır.' yanıtını verdi.

Bahçeli'nin açıklamasından satır başları şöyle:

'Yurt içinde ve yurt dışında; televizyon ekranlarından, radyo kanallarından, sosyal medya platformlarından bugünkü toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımızı, gönül ve kültür coğrafyalarımızda onurlu ve huzurlu bir hayatın mücadelesini nice zorluğa direnerek gerçekleştiren tüm kardeşlerimizi selamların en güzeliyle selamlıyor şükranlarımı sunuyorum.

Merhum Mithat Cemal Kuntay'ın altı çizilmesi gereken bir düşüncesi vardır ve şöyledir: 'İnsan, bazen bir mektepten değil bir muallimden çıkar.'

Bir bakıma ve bihakkın akıp giden hayat da bir mektep, başka türlü ifade edersek bir muallim, yani bir öğretmen değil midir? Bu mektebin sıralarında, bu muallimin nazarında siyasetin temel ve mecburi bir ders olmadığını kim inkr edebilir?

Yine merhum Mithat Cemal Kuntay, 'Mehmet Akif' isimli eserinde can beraberi arkadaşıyla bir diyaloğunu nakleder.
Bir defasında, merhum vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy Berlin'e gider. Dönüşünde merhum Kuntay sorar: 'Berlin'de ne var? Ne oluyoruz?'

Merhum Akif cevap verir:

'Ne olacağız; Berlin'e gittim, elçimiz Kuran tefsiri yazıyordu.
İstanbul'a geldim, Fatih'teki hocalarımız siyaset konuşuyordu. Ne olacağız, artık anlarsın.'

Elbette Müslüman Türk'ün ferdi olarak mikro-kozmozda siyaset-velayet dengesini tutturması, bunun da kontrolünü sıkı bir Allah korkusuyla sürdürmesi gerekmektedir. Nitekim Allah'tan korkmayanın kuldan utanmasını beklemek boşuna bir hevestir. Biz hem Allah'tan korkan hem de kuldan utanan, mazisi 57 yılı bulan siyasi ve fikri mücadelesiyle imanın, inancın ve milliyetçi iradenin muhik ve muteber burcu olan Milliyetçi Hareket Partisi'yiz. Kararlılıkla ifade etmem gerekirse, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, bütün Türkiye'nin, bütün Türk milletinin, hatta ve hatta Türk-İslam dünyasının siyaset kutbudur. Buna ilave olarak diyeceğim şudur: Üç hilal, sadece bugünün değil, yarınların da partisi, geçmişle geleceği birbirine bağlayan fazilet, feraset ve fikir köprüsü, ezcümle milli umutların düşmeyecek sancağıdır. Bizim folluğumuzda kuluçkaya yatıp başka kümeslerde yumurtlayanların, çıraklık dönemini aramızda geçirip gıcırdayan başka kapı diplerinde ustalık taslayanların Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i hakkıyla idrak, layıkıyla ifade etmeleri neredeyse imknsızdır.

'Kimisi düşer çamura, kimisi düşer gül yaprağına'

Hz. Mevlana'nın dediği üzere, her insan bir yağmur damlası gibidir. Kimisi düşer çamura, kimisi düşer gül yaprağına. Çamurla karışan çamur atar karşısına, gül bahçesinde olan mis kokular yayar etrafına. Bizim çamur zihniyetlere, çamurlaşmış siyaset zirzoplarına yüzümüz dönük, kapımız sürgülüdür. Ruhu bedenine egemen olan bir insanda görülecek davranış kalıbı öncelikle itidaldir. Şayet insan itidalin pusulasıyla hareket ederse çetin imtihanları, zorlu engelleri birer birer aşacak yürekliliğe ulaşacaktır. Gerçek yüreklilik bilek gücü veya kas birikimiyle değil aklın ve ahlakın adalet çizgisinde sapmadan ve savrulmadan ilerleyişiyle tecelli edecektir.

İşte böylesi bir erdeme, işte bundan mütevellit erinç haline müstakim bir tutumla müstahak olanlar yaptıkları her işle, attıkları her adımla, ağızlarından çıkan her sözle hayranlık ve hürmet uyandıracaklar, yanlışın ve yanılgının boşluğuna da hiçbir zaman düşmeyeceklerdir. Büyük halk ozanımız Yunus diyor ya, 'az söz erin yükü, çok söz hayvan yüküdür.' Çok sözle yüzümüzün kızarıp mahcubiyet duyacağımıza, az ve öz söyleyip hafızalarda derin anlam ve akisler bırakacak maharete sahip olmak lazımdır.

Yapılan konuşmalarda, paylaşılan görüş ve düşüncelerde bir makesin bir de makusun şaşmaz gerçeğiyle karşılarız. Şayet sesimizi değil de sözümüzü yükseltirsek, kaldı ki bu yüksekliği milli ve manevi değer hükümleriyle perçinlersek, hepsinden mühimi ülkemizin menfaatini diğer bütün şahsi ve siyasi menfaatlerin önünde ve üstünde tutarsak o zaman tezahür eden her söz, her düşünce, her görüş millet vicdanında makes bulacaktır. Çünkü aziz millet varlığının basireti tıpkı tükenmez cevher gibidir. Fakat cümle cümle maluliyetle ihata edilmiş çelişki çukurlarına düşen açıklamaların, ahlaki safiyetle kalbi samimiyetten mahrum ilke ve içerik yoksunu istismarcı çıkışların talihi biliniz ki makûstur. Bu makus düşünce ve ezberlerin millet nazarında ne bir karşılığı ne de bir değerinden bahsedilebilecektir.

'Hamasetin ilkesiz çekiciliği hakikat ve haysiyetin itibarlı çehresini gölgelerse söylenen hiçbir sözün bağlayıcılığı olmaz'

Hamasetin ilkesiz çekiciliği hakikat ve haysiyetin itibarlı çehresini gölgelerse emin olunuz ki atılan hiçbir adımın, söylenen hiçbir sözün bağlayıcılığı ve kalıcılığı olmayacaktır. Türkiye'mizin geçtiği tarihi eşik hepimize, özellikle siyaset müessesine ve siyaset yapan zevata ihmal edilemez sorumluluklar yüklemektedir. Makesde buluşmak varken makusun tezgahında bocalamak akıl ve mantık ihlalinden başka bir şey değildir. Eğer taşımasını bildikten sonra insanda iki tür şuur hali vardır.

Birisi adalet şuuru, diğeri de tarih şuurudur. Kemale ermiş adalet şuuru bizi imanımızla bütünleştirip Allah'ın yolundan ayırmayacaktır. Tarih şuuru ise vatan ve millet sevgisinin ana yatağıdır. Deniz fenerini andıran, aydınlık bir meşaleyi çağrıştıran bu yatakta oluşacak ve ortaya çıkacak fikri atılımın tanım ve tarifi de elbette ve kesinlikle milliyetçiliğin ta kendisidir.

'Gorgon adeta insan varlığının tam göz hizasındadır'

Türk milliyetçilerinin küresel ölçekli iddia ve hedefleri her zaman vardır ve bilinmektedir. Merhum düşünürümüz Ziya Gökalp'in 'milletlerin eşitliği ve işbirliği' şeklinde formüle edip altını çizdiği müstesna ideali başlangıç noktası kabul etmek ve geliştirmek gerekmektedir. Genel manada 21'inci yüzyıl dünyasının daha yaşanabilir, daha insani, daha adil, daha huzurlu, daha sevimli olabilmesinin bir yolunun da böyle bir anlayışı zenginleştirmekten geçtiği açıktır. Huzursuz ve istikrarsız bir dünyada hiç kimse güvende değildir. Bize bir şey olmaz mağrurluğu, her koyun kendi bacağından asılır mantığı, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın masalı alıcısı olmayan, satıcısı bulunmayan çürük ve küflü mal gibidir.

Eski kafayla yeni yüzyılın fırsat ve risklerini okumak, bununla bağlantılı siyasi/stratejik düşünceye malik olmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Dijitalleşmenin sürekli çıta yükselttiği, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde göz kamaştıran sıçramaların yaşandığı bir zaman tünelinde insan iki durumla eşanlı karşı karşıyadır. Birisi kalabalıklar içindeki yalnızlığı, diğeri de yalnızlığının tam ortasındaki uğultulu kalabalıklardır. Mitolojide anlatılan, yüzüne bakanın taş kesildiği yılan saçlı üç kadından birisi olan Gorgon adeta insan varlığının tam göz hizasındadır. Mesele insanın baştan ayağa taş kesilmesi değil, asıl muharrik sorun kalbin katılaşması, vicdanın taşlaşması, merhamet duygusunun kapanmasıdır.

Geçmişin şimdiki zamanı bellektir, hafızadır. Zamanın fırtınalı atmosferinde belleğin limanına ihtiyaç duymak son derece normal ve anlaşılır bir insani haldir. Ancak bu limanda sıkışıp kalmak geleceğin dünya tablosunda bir nevi kenarda beklemek, yedek kulübesinde atıl ve aciz şekilde oturmak demektir. Türk milleti asla beklemeyecek, bilahare beklenen, özlenen, yolu gözlenen müşfik ve müteyakkız bir kudret olduğunu devamlı surette ispat ve izhar edecektir. Bu kapsamda Türk siyasetçisinin, milli ve manevi değerler kümesinden ayrılmayan Türk aydınının müessir bir dünya kavrayışı olmalı, çağın rotasını tayin etme iddiasıyla mündemiç fikir ve politikalar geliştirmelidir.

'İnsanlığı zorlu bir gelecek beklemektedir'

Tasavvur, tahayyül ve tekliflerimizin ana çerçevesini de, 'Nasıl Bir Dünya', 'Nasıl Bir Türkiye' sorularına verilecek kalıcı ve kader belirleyici cevaplar oluşturmalıdır. Kuru bir taklitçilik yerine özgün, özgüvenli ve öz değerlere bağlı fikir ve politika atılımlarıyla bezenecek müstesna projelerin arayışında olmak, bunları ekonomik, sosyal ve siyasal olayların akışıyla eklemlemek medeniyet müktesebatımızın bize yüklediği başlıca sorumluluktur. İnsanlığı zorlu bir gelecek beklemektedir.

Bu nedenle gerek milli kaderimiz, gerekse de küresel kaderimiz üzerinde söz ve iddia sahip olmaktan başka diğer tüm seçeneklere kapalı olmak durumundayız.

'Terörsüz Türkiye', 'Terörsüz Bölge' hedefleri Türk milletinin kaderine aracısız ve fasılasız sahip çıkma hamlesidir. Kim veya kimler bu hedeflere dudak büküyorsa; kuraktır, kukladır, korkaktır, karanlıktadır. Kim veya kimler söz ve eylemleriyle bu hedefleri baltalama amacındaysa maksatlıdır, marazlıdır, mahsurludur, maşadır. Kim ve kimler, makesin yerine makusu tercih ediyor, gülün yerine çamura başvuruyor, bu suretle 'Terörsüz Türkiye', 'Terörsüz Bölge' hedeflerini sekteye uğratmak için tetikte bekliyorsa, ülke ve millet aleyhine tertip içinde olan güdümlü işbirlikçidir. Sözün doğru olması kadar millete mensubiyet ve sadakat hissiyatının da ağır basması, ağırlığınca da mücevher gibi parlaması usulen de, esasen de gerek ve yeter şarttır.

'Cumhuriyet ile demokrasi birbirinin; temiz, seviyeli, ahlaklı ve ilkeli siyaset de her ikisinin sigortasıdır'

Demokrasimizi, özgürlükleri ve insan hakları politikalarını el birliği ve iş birliği ile geliştirmenin makul ve mümkün yollarını bulup hayata geçirmek hem zorunlu, hem de önemlidir. Milliyetçiliğin fikir prizmasından baktığımızda demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının istismarına fırsat verilmeden, sinsi ve hain emelleri maskelemesine dikkat ve uyanıklık göstererek güçlendirmek kuşkusuz vazifemizdir. Aynı şekilde, ülke ve millet bütünlüğü ile demokrasiyi birbiriyle çelişen değil, birlikte gelişen bakış açısıyla ele almalıyız. Yine demokratik hukuk devletinin, bütün Türk vatandaşlarının bir arada daha mutlu, daha huzurlu yaşamasının asgari şartlarından biri olduğu konusunda tereddüt uyandırmayacak bir samimiyetin ve saydamlığın sergilenmesine ihtiyaç olduğunu unutmamalıyız. Siyaset kurumunun inisiyatif ve itibar kaybının temel sebeplerinden biri olan, seviyesiz, tutarsız ve günübirlik söylem ve davranışlardan mutlak surette uzak durulmalıdır. Siyasetçinin, siyaset alanını daraltma değil, siyaseti zenginleştirme ve itibar kazandırma gibi esaslı bir işlevinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Siyaset alanına ve siyaset etme tarzına dair böyle bir duruş ve kararlılık, hepimizin müşterek sorumluluklarının en başında gelmektedir. Bilinmelidir ki, cumhuriyet ile demokrasi birbirinin; temiz, seviyeli, ahlaklı ve ilkeli siyaset de her ikisinin sigortasıdır.

Türk milletinin hangi kökenden, hangi meslekten, hangi mezhepten olursa olsun bütün mensuplarının bir arada kardeşçe yaşamasını temin ve teşvik etmek demokratik rejimin aslî görevidir. Bu sürecin önünde engel ve sıkıntı oluşturan kurumsal ve yasal düzenlemeleri iyileştirmek de TBMM'nin temel varlık sebeplerinden birisidir. Birliktelik ve dayanışma kültürünün önemini kabul etmeyenlerin ya da ediyor gibi görünüp sürekli çark edenlerin farklılık ve çatışma noktalarının kurumlaşmasına sürekli vurgu yapması, demokrasiye değil anarşiye çanak tutmaktır. Gerçek duygusal kopuş da aynısıyla böyle doğacaktır. Çünkü özünü milletimizin ortak değerleri ve özlemlerinin belirlediği 'Kamu ruhu ve alanı'nı taşa tutmanın ve tartışmaya açmanın ne demokrasiye ne de ülkemize bir faydası dokunacaktır.

'Edepsizin edepliyi bastırması, haksızın da haklıyı astırması son bulmalıdır'

Dünyanın her demokratik rejiminde geçerli olan veya olması beklenen bu gerçeğe saygı duyulmalı ve riayet edilmelidir. Bilinmesini özellikle arzu ederim ki, demokratikleşme projeleri, böyle bir duyarlılıkla ele alındığı ve asgari müşterekler zemini üzerine bina edildiği sürece anlamlı ve kalıcı olacaktır. Bu sağlam temeller üzerine daha güçlü, ileri demokratik ve hukukî yapıları ihya etmek de bizlere düşmektedir. Yapay çatışma alanları oluşturmak, devamlı oyun bozanlık yapmak, olmayan tıkanmadan, görülmeyen güven krizinden bahsetmek yüreklice ifade ediyorum ki, sorumsuzluk örneği, makusa hizmet örgütlenmesidir. 'Terörsüz Türkiye' ile 'Terörsüz Bölge' hedefleri bir yanda demokrasi namusunu savunmak, diğer yanda insan hakları ve özgürlüklerin açılan bayrağı altında toplanmaktır. Edepsizin edepliyi bastırması, haksızın da haklıyı astırması son bulmalıdır.

Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof olan Halil Cibran diyor ki:
'Başka bir insanın hakikati, onun sana açıkladığı şey değil, açıklayamadığı şeydedir.
Bu yüzden onu anlamak istersen söylediğine değil söylemediğine kulak ver.
İnsan sustuğu şeyler kadardır ve insan, insanı anlatamadığı yerden anlayabiliyorsa yakındır.'

Biz söylenenler kadar söylenmeyen şeylere de kulak veriyoruz. Fakat biz anlayış gösterirken anlaşılmayı da bekliyoruz.
Bunun ise karşılıklı bir emek ve erdem faaliyeti olduğunu gayet iyi biliyoruz. Geliştirici işbirlikleri kurmanın yegane yolu sırf anlaşılmaya değil anlamaya yönelik adımlar atmaktır. Gönlü temiz olanın gözü daha iyi görecek, kulağı daha iyi duyacak, ağzından saçılacak kelimeler kutuplaşmayı değil, kucaklaşmayı sağlayacaktır. Milli birlik ve kardeşlik duygumuzu karartmanın ve kaskatı hale sokmanın emelini taşıyanlar tarihin uçuruma yakın yerinde durmaktadır.
Suriye'deki malum olayları Türkiye'ye taşıyıp Kürt kardeşlerimizi provoke etmeye çalışmanın iyi niyetle bağdaşır bir tarafı asla yoktur ve olamayacaktır.

'Artık komşu ülkemiz Suriye'nin haritası tek bir renge büründü'

Kürt kardeşlerimizle terör örgütü YPG'yi yan yana getirmek, üst üste örtüştürmek fahiş bir gafilliktir. Suriye Cumhuriyeti'nde yeni bir denklem, yeni bir paradigma, yeni bir yapı oluşmuştur. Bu durum beklenen, olması gereken gayedir, ayrıca devletin egemenlik haklarıyla, siyasal, toplumsal ve toprak bütünlüğüyle ilişkilidir, aynı zamanda bunu destekleyen, tescilleyen gelişmedir. 30 Ocak 2026 tarihinde, Şam yönetimi ile SDG/YPG arasında, 10 Mart Mutabakatı ile 18 Ocak Mutabakatı temelinde kapsamlı bir ateşkes ile askeri ve idari yapıların Suriye Cumhuriyeti'ne aşamalı entegrasyonu hususunda anlaşmaya varmışlardır. Bu gelişme Suriye'nin egemenliğinin güçlendirilmesi ve uzun vadeli istikrarın sağlanması açısından belirleyici ve memnuniyet verici bir kavşak noktasıdır. Devlet otoritesi sağlanmıştır.

SDG/YPG'li teröristler bulundukları mevcut hatlardan çekilecek, hükümete bağlı birlikler Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlanacaktır. SDG/YPG'ye bağlı üç tugaydan oluşan bir tümen kurulacak, Ayn el Arab'taki silahlı unsurlar ise Halep'e bağlı birer tugay olarak yapılandırılacaktır.

Askeri ve güvenlik entegrasyonunun tugaylar içinde bireysel bazda gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Yapılan anlaşmanın uygulama süreci dün başlamıştır. Suriye'de devlet içinde devletin olmayacağı, paralel bir ordunun hayalden ibaret kalacağı netleşmiştir. Artık komşu ülkemiz Suriye'nin haritası tek bir renge bürünmüş, Siyonist-emperyalizme kiralık tetikçilik yapanlar işgal ettikleri alanlardan çıkarılmıştır. 27 Şubat 2025 tarihinde PKK'nın kurucu önderliği tarafından yapılan 'Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı' 337 gün sonra Suriye'de de müspet karşılığını bulmuş ve çok önemli bir etap böylelikle geçilmiştir. Onun bunun saçma sapan telkin ve tazyikine kapılmadan, su katılmamış bühtanlara aldırış etmeden elimizi vicdanımıza koyup düşünelim ve sorgulayalım:

PKK'nın kurucu önderliği 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu. Bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladı mı? Sağladı. 27 Şubat çağrısı PKK'yla birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı oldu mu? Oldu. Madem maksat hasıl oldu, o halde bize düşen de PKK'nın kurucu önderliğine DEM Parti'den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir.

'Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan'

Araplar, Kürtler, Türkmenler, diğer halkların birlik, dirlik ve kardeşlik içinde yaşaması için tarihi bir fırsat kapısı aralanmış ve herkes somut gelişmeleri benimsemiştir. Türkiye'de olduğu gibi, Suriye'de de provokasyonların yaşanması mümkündür ve beklenmelidir. Buna karşı azami derece ve düzeyde sabırlı, tedbirli, temkinli olmak herkesin ortak çıkarınadır. Nusaybin'de bayrağımızı indiren alçaklar, Diyarbakır ve Tarsus'ta sahaya çıkan provokatörler, Ayn el Arap üzerinden milli birliğimizi yaralamaya kalkışan siyasi odaklar ne yaparsa yapsınlar, Pir Sultan Abdal'ın sözleriyle alayına sesleniyorum:

Koyun beni hak aşkına yanayım,
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım,
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.

Merhum fikir pınarımız Hüseyin Nihal Atsız'ın haykırdığı gibi:

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz,
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin,
Değişilir topu da bir sokak kaltağına.

Nefreti aşılayanlar kaybedecek. Fitneyi körükleyenler kaybedecek. Ebedi Türk-Kürt kardeşliğini bozmayı planlayanlar kaybedecek. Kürt kardeşlerimizi mahut terör örgütüyle bir ve eşit görenler kaybedecek. Bölücü terör örgütünün Kürt kardeşlerimizi vesayet altında tutmasına hizmet edenler, bunu dileyenler, bunu görmek için çılgına dönenler iki cihanda da yatacak yer bulamayacaklar. Türk bizim, Kürt bizim, Türk milleti de biziz ve hepimiziz.

CHP Genel Başkanı'nın Suriye devletinin terörle mücadelesini endişe verici bulması, Sayın Ahmet eş Şara'nın Suriye'nin tamamını temsil etmediğini dile getirmesi hüsran verici bir hezeyandır. Esad'ı kalbinde taşıyan, aklını ve gönlünü de YPG'ye kaptıran bu zatın ne sözü söz, ne de siyaseti mert ve millidir. 'HTŞ'ye kravat takmakla olmaz' demiş. Anlayacağınız halt etmiş, gene çuvallamış. Sen de YPG'nin kravatını takabilirsin, Mazlum Abdi'yle el ele verebilirsin, dağ taş gezerek fesat/nifak üretimi yapabilirsin.

Özel'e erken seçim yanıtı

Sayın Özel, zırvayı bırak sadede gel. Gürültü patırtı çıkarmanın siyaset olmadığını, laf ola beri gele türünden konuşmaların seni komik durumlara düşürdüğünü anla ve kabullen. Dilinin altındaki baklayı çıkar, Suriye'nin siyasi ve toprak bütünlüğünü sağlamasından dolayı uykularının kaçtığını da itiraf et. Merhum Ahmet Hamdi Tanpınar'ın sözlerinden esinlenerek diyorum ki: Dünyaya baktığın zaman ayrı görüyor, kendi kendine kaldığın zaman ayrı düşünüyorsun. Yığınlarca tezat içinde biteviye çırpınıyorsun. Ahlaken sorunlu siyaset zar atmaktan farksızdır; gelecek olan de her zaman hep yektir.

CHP Genel Başkanı'nın erken seçim ezberine takılması ve şahsıma beyhude çağrılar yapması tam bir siyasi ahmaklıktır.

Seçimin ne zaman yapılacağı bellidir. Erken seçim diye bir şey asla gündemde yer almayacaktır. CHP Genel Başkanı, seçim kapısını arala diye mırıldansa da, bizim Cumhur İttifakı olarak aralayacağımız kapı Türk ve Türkiye Yüzyılının cümle kapısıdır. Başka kapılara yüz sürmek, başka kapılardan medet ummak CHP'nin beklentisi ve dileği olsa da, Milliyetçi Hareket Partisi ile Cumhur İttifakı'nın böyle ucuz ve bayat gündemlerin peşinden savrulması, o kapı bu kapı gezip dolaşması siyasi akıl ve mantık dışıdır. CHP Genel Başkanı merak etmesin, seçim günü gelip çattığında Türk milleti yüksek iradesiyle istismarcı, inkarcı, rüşvetçi, kumarcı, komisyoncu, vurguncu organize yolsuzluk çetesine Türkiye'nin kaç bucak olduğunu muhakkak gösterecektir.

'Dayatmaların cesameti artıkça dünya yaşanabilir olmaktan çıkacak, ateş her yeri saracaktır'

Her geçen gün daha da karmaşıklaşan, sürdürülebilir kriz ve kargaşanın gittikçe kökleşip derinleştiği bulanık ve bunalımlı bir dünya tablosu insanlığın müşterek geleceğini, münhasır huzur ve istikrar özlemini ciddi şekilde tahdit ve tehdit etmektedir. İkinci Dünya Savaşı'nı müteakiben yerleşen ve yürürlüğe giren kurallara dayalı uluslararası müesses düzen, geldiğimiz bu aşamada yıkık dökük bir harabeden, yoğun bakımda can çekişen umutsuz bir hastadan muhteva itibariyle farklı değildir. Yeni bir dünya düzeni kurma arayış ve arzusu eskisinin ağır enkazı kaldırılmadan, en azından hazmedilebilir ve yönetilebilir bir seviyeye taşınmadan oldukça maliyetli ve meşakkatlidir. Çok kutuplu küresel kuvvet dengesinin yeni baştan tesis ve tezahürü geciktikçe, gücün tek merkezde temerküzü amacıyla askeri ve ekonomik baskıların, buna bağlı dayatmaların cesameti artıkça dünya yaşanabilir olmaktan çıkacak, ateş her yeri saracaktır.

Bilindiği üzere, 19-23 Ocak 2026 tarihleri arasında Davos'ta düzenlenen 56'ıncı Dünya Ekonomik Forumu aynı zamanda AB ile ABD arasında kızışan çok boyutlu cepheleşmenin ağırlık merkezine dönüşmüştür. Kaynayan ve kanayan küresel sistem düşe kalka iflas bayrağını çekmiştir. ABD'nin silaha ve zora dayalı müdahaleleri, sömürüye ve yayılmaya dayalı mütecaviz talepleri bağımsız devletlerin egemen eşitliklerini tartışmaya açacak noktaya kadar gelmiştir. Venezuela'dan sonra, İsrail'in tahrik ve tacizleriyle ABD'nin İran'a karşı gündeme aldığı askeri operasyon ihtimali sadece komşu ülke İran ve bölgemiz için değil dünyanın tamamını yakıcı şekilde etkileyecek asal bir tehlikedir. İran'a askeri hareket yoluyla sözde ılımlı, gerçekte zincirlenmiş ve devşirilmiş köstebek liderleri işbaşına getirme senaryosu çok vahim sonuçları peş peşe tetikleyecektir.

'Böylesine bir hak ve yetki hiçbir ülkenin uhdesinde değildir'

Venezuela'dan sonra sırayı İran'ın alması felaketlere açık davetiye çıkarmaktan başka bir anlama gelmeyecektir. Siyonizm'in dürtmesiyle ABD'nin İran'ı vurması hiçbir şekilde kabul edilemez bir emperyalist vandallık olacaktır.
Böylesine bir hak ve yetki hiçbir ülkenin uhdesinde değildir. 'Rodrigez Modeli' olarak tedavüle sokulan sipariş edilmiş, boyunduruk altına alınmış kukla yönetici sisteminin gayri meşruluğu, gayri hukukiliği ve gayri ahlakiliği tartışılmaz bir gerçek olarak karşımızdadır. İran'ın veya diğer egemen eşitliğe haiz bağımsız devletlerin geleceğini müessir şekilde tayin ve temin edecek tek güç kendi halklarının irade haysiyetidir. Bu itibarla ABD ile İran arasında diyalog ve diplomasi öne çıkmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın tarafları uzlaştırma ve yatıştırma çabası saygındır ve takdire layıktır. İran'ın huzur ve güvenliği, aynı şekilde Suriye'nin huzur ve güvenliği bölgesel istikrarın kilit taşıdır. Bu taşı yerinden oynatmak, İran'a askeri operasyon yapmak zincirleme ve altından kalkılması kolay olmayan sorunları dalga dalga gün yüzüne çıkaracaktır.

Rusya ve Ukrayna'dan sonra İran'ı da içine alacak savaş ve sıcak çatışma havasının küresel boyut kazanması halinde kabus senaryoları kuvveden fiile geçecektir. Katar'ın arabuluculuğu, Türkiye'nin yoğun gayretleri ABD ile İran arasındaki anlaşmazlığa sebep olan konu başlıklarının mutabakatla çözümüne katkı sağlamalıdır. Bölgemiz yeni bir savaşı kaldıramaz.

'Jeffrey Epstein belgelerinin zamanlaması manidar'

Tarafları aklı selime çekecek orta bir yolun bulunması barışçıl ortama musallat olan sisi dağıtacaktır. Tam bunlar oluyorken, birden bire asrın sapıklığı ve ahlaksızlığı olarak değerlendirilmesi gereken ve 3 milyon sayfanın üzerinde olan Epstein belgeleri dünya kamuoyuna oturmuştur. Skandal itiraflar, dehşet verici çarpıklıklar ne hikmetse ABD'nin Suriye'de SDG/YPG'ye sırt dönüp Ahmet eş Şara'yı desteklediği, ayrıca İran'a yönelik saldırı planlarının ortaya çıktığı bir zamana tesadüf etmiştir. İşkence gören çocuklardan taciz ve tecavüze uğrayan reşit olmayan kız çocuklarına varıncaya kadar kan donduran iğrençliklerin yaşanması, pek çok siyasetçi, devlet adamı ve meşhur ismin karıştığı ve katıldığı skandallar furyası insanım diyen herkesin midesini bulandırmaktadır.

Cinsel istismar suçlusu milyarder Jeffrey Epstein'e ilişkin olarak yayımlanan belgelerin zamanlama itibariyle manidar bir dönemde deşifre edilmesi hem tuhaf hem de akılları karıştıran soru işaretleriyle doludur. İnsanlık ayıplarının, insani felaketlerin, kirli ilişkilerin merkezinde yer aldığı bu tehdit mekanizmasının organize halde siyasi ve stratejik hedefleri gözettiği kanaatimce çok mümkündür. İnsani değer ve mirasın ayaklar altında çiğnenmesi, çocukların bu faciada kullanılmaları nice çatıları uçuracak, nice şöhretli insanı rezil edecek kırattadır.

Biz temiz siyaseti ve temiz toplumu yalnızca Türkiye için değil, tüm dünya adına da istiyoruz. Şerefli, güvenli, namuslu, evrensel insani değerlere muvafık halde yaşamanın bir başka yolunun olmadığını, olamayacağını düşünüyoruz.
Ahlaki yarılmanın, ahlaktaki dağılmanın, Lut Kavmi'ne benzer toplumsal yapılardaki kokuşmanın; hazza, hıza, hırsa ve dipsiz şehvet ve şöhrete dalmanın sonu ve sonucu yeryüzü cehenneminin yanan ateşine odun taşımakla eşanlamlıdır.
Değerlerin müdafaa edilmesi şarttır. Peki bu değerleri analitik gözlem becerisiyle nasıl tefsir edebiliriz? İnsanın davranışlarını yargılarken ve hayattaki amacını seçerken başvurulan; toplumsal olarak paylaşılan, amaç ve davranışları belirlerken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu gösteren standartlardır. Beşeriyet doğru ile yanlışı birbirine karıştırarak vicdan kaybına uğramıştır. İyi ile kötüyü birbirinden ayıramayarak erdemden uzaklaşmıştır. Konuşmamın başında vurgulamıştım; Allah'tan korkmayanın kuldan utanmasını beklemek nafile bir gayrettir. İnsan varlığının kirli ilişki ve irtibatlardan beslenmesi gelecek hayallerini kundaklamaktadır.

'Tehlike çanları hiç bu kadar yoğun işitilmemiştir'

Tehdit çok büyüktür. Tehlike çanları hiç bu kadar yoğun işitilmemiştir. Burada bir temennimi ifade etmek istiyorum:
Partimizin AR-GE bünyesinde hazırlanan ve şahsen çok önemsediğim 'İnsanlığın Huzuru' çalışmasının artık raflarda tozlanması yerine herkesin ve hepimizin başvuru eseri olması samimi arzum ve çağrımdır. Huzursuz insan, huzursuz dünya bir kısır döngüdür. Bu döngüyü kıracak güçlü karar ve acil eylem planlarını ortak akılla gerçekleştirmek mümkündür. Biz dünyanın en gözde ve zorlu coğrafyasında yaşayan, bundan böyle de yaşamak zorunda olan büyük bir milletiz. Ne tarihimizi ne de coğrafyamızı değiştirme imknına sahip değiliz. Ama hep birlikte daha güzel bir gelecek inşa edebiliriz.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bu muazzez hedef için vardır, bunun içinde var olmaya devam edecektir. Türkiye, yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde, yeni bir heyecan ve atılım ruhuyla hareket etmek mecburiyetiyle karşı karşıyadır. Türkiye, Avrasya'nın ve Afrika'nın bir barış ve istikrar bölgesine dönüşmesi, dünyanın insanî bir boyut kazanması için büyük bir dinamizme kavuşmak ve böyle bir iddianın sahibi olmak durumundadır. Bunun temel şartı, kalkınma ve demokratikleşme sürecini tamamlamak, büyük devlet geleneğini ve tecrübe birikimlerini yeni yüzyılın şartlarında yeniden yorumlamaktır.

'Milliyetçi Hareket Partisi doğru bildiği yoldan ayrılmayacaktır'

Biliyor ve inanıyoruz ki, tarih şuuruyla dolup taşan, kültür ve medeniyetiyle barışık bir siyaset etme tarzı, sadece demokrasiyi ve cumhuriyeti güçlendirmekle kalmayacaktır. Aynı zamanda bu coğrafyayı yeniden istikrara ve refaha taşıyacak dinamikleri de harekete geçirecektir. Türk milleti ve devleti bunu başaracak potansiyele sahiptir.
Bunları kavrayıp hayata geçirdiğimiz ölçüde hedeflediğimiz güzel ve parlak gelecek, yakın ve ulaşılabilir bir gelecek olacaktır. Neredeyse bütün mesailerini partimizi karalamak için harcayanların bizi anlaması da, başarılı olması da mümkün değildir. Meclis içinde ya da dışında yer alanlar ne yaparsa yapsınlar, Milliyetçi Hareket Partisi doğru bildiği yoldan ayrılmayacaktır.

Onlar Milliyetçi Hareket Partisi'yle, Milliyetçi Hareket Partisi de Türkiye ve dünya sorunları ile uğraşmaya devam edecektir.
Biz siyaseti, 'siyaset olsun diye' değil, milletimize ve ülkemize hizmet için yapıyoruz. Çünkü başkaları gibi ilkeleri, nezaketi, hoşgörüyü unutma lüksüne sahip değiliz. Hiçbir Türk milliyetçisi, hiçbir dava ve gönül insanı, günübirlik yaşayamaz, savurgan ve sorumsuz davranamaz. Elleri öpülesi Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye dediği gibi, gerçek inanç ve dava insanları 'sabah doğup akşam ölenlerden olamaz.'

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı nereden kaynaklanırsa kaynaklansın küçük siyasi hesapların kendi ayaklarına pranga vurmasına izin vermeyecektir. Hiçbir Türkiye sevdalısı buna göz yummayacaktır. Bilakis, her gün biraz daha kenetlenip büyüyerek Süper Güç Türkiye yolundaki yürüyüşümüz devam edecektir. Bu aziz vatan hepimizindir, temel varoluş sebebimizdir. Bunun için her şeyimizdir, her şeyden de azizdir. Milliyetçi Hareket Partisi böyle bir anlayışın samimi temsilcisi, yürekli savunucusudur, can pahasına olsa bile ülkesinden ve ülkülerinden taviz vermeyecektir.

'Öcalan umuda, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir'

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerimi noktalarken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, en iyi dileklerimi sunuyorum. Ama aziz dava arkadaşlarım, Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.'

esnafhabertv

Bakmadan Geçme