- Haberler
- Sosyal Güvenlik
- Cemil Çiçek'ten Tarihi Uyarılar
Cemil Çiçek'ten Tarihi Uyarılar
Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve TBMM Eski Başkanı Cemil Çiçek, Öz Finans-İş Sendikası'nın 4. Olağan Genel Kurulu'nda Türkiye'nin siyasi ve toplumsal hafızasına kazınacak zehir zemberek açıklamalarda bulundu. Çiçek, 'kandırılmış insanlar ülkesi' olmaktan, 15 Temmuz'un anlaşılamayan perde arkasına siyasetin düşük kalitesinden, geçmişte yapılan büyük ekonomik hatalara kadar her şeyi tek tek anlattı.
İdeoloji, İnsan İdrakine Giydirilmiş Deli Gömleğidir"
Konuşmasına ideolojik kutuplaşmanın toplumsal barış önündeki engellerini anlatarak başlayan Çiçek, tarihe ve şahsiyetlere bakış açısının değişmesi gerektiğini ifade etti:
"Kültür Bakanı burada, değerli bakanımız ideolojiyi nasıl tarif ediyor? 'İnsan idrakine giydirilmiş deli gömleği.' Deli gömleği diyenlerle bir ülkenin yönetilmesi de mümkün değil. Bir ülkede huzuru tesis etmek de mümkün değil. Eğer bir ülkenin idrakine deli gömleğini giydirirseniz tarihimizde hiç durmadan kavga ederiz. Tarih yaşanmıştır; doğrusuyla yanlışıyla, eksiğiyle fazlasıyla. Biz ondan ders çıkarır bugün de gelecekte yanlış yapmamaya bakarız. Yoksa orayla kavga ederek bir sonuca varmamız mümkün değil. Hem tarihimizle kavga ediyoruz hem tarihi şahsiyetlerimizle kavga ediyoruz. Ne geçecek elimize? Eğer bu bir sorun çözme yöntemi ise bununla rahatlayacaksak, karın gazımız alınacaksa, huzura ereceksek; bir Cumartesi-Pazar günü kim kime ne diyecekse, kim tarihte sevdiklerine veya nefret ettiklerine ne söyleyecekse hesabını Allah’a vermek üzere Cumartesi-Pazar onu yapalım. Pazartesi günü yeni bir sayfa açalım."
Demokratik Tövbe çağrısı
Çözüm süreçlerinden toplumsal barışa kadar çıkış yolunun "içeride" olduğunu söyleyen Çiçek, konuşmasını "Demokratik Tövbe" vurgusuyla bitirdi:
"Evdeki sorun komşuda çözülmez. Komşudaki sorun değil, evdeki sorun komşuda çözülmez! Bizim sorunumuzu biz çözeceğiz. Almanla, İngilizle, Amerikalıyla konuşuyoruz; kendi ülkemin insanıyla görüşemiyorsak kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruzdur. Türkiye’nin bir helalleşmeye ihtiyacı var ama evvela demokratik bir tövbeye ihtiyacı var. Elini de ağzını da yıkayacak, nerede yanlış yaptığını kendi vicdanında kabul edecek. Ben ömrümce sağ yumruğumu sıkarak geldim ama el sıkmayı 1983’te rahmetli Özal’dan öğrendim. Rekabeti husumete çevirdiğimiz takdirde bu ülke yaşanmaz hale gelir."
"15 Temmuz ve FETÖ Hadisesini Halen Tam Anlamadık"
Toplumun geçmişte "kandırılma" süreçlerine değinen Çiçek, 15 Temmuz hain darbe girişimi ve FETÖ tehlikesinin sadece hukuki bir mesele olarak görülmesinin yetersizliğine dikkat çekti:
"Söylenene bakınca bu ülke kandırılmış insanlar ülkesi oluyor. Bu ülke dinen, ticareten ve siyaseten kandırılmış insanlar ülkesi... Şu son 50-100 seneye bir bakın, hakikaten kandırılmış insanlar ülkesiyiz. Halbuki diyoruz ki 'Müslüman yılan deliğinden bir defa sokulur.' Yılan deliğinden bir defa sokulursa elinizi vicdanınıza koyun; şu 15 Temmuz olayını, FETÖ olayını dört başı mamur anladık diyen varsa elini kaldırsın. Bir ceza hukuku meselesi olarak kabul ettik. 50 tane savcı, 250 tane hakime havale ettik. Bitti mi bu iş? Her gün bak operasyon yapılıyor. Bir sürü insan halen toplanıyor. Demek ki tam anlamadık. Din anlayışınız dinden ne kadar besleniyor, ona bir bakmak lazım."
"Kendi İnsanımızla Görüşemiyorsak Ayağımıza Kurşun Sıkıyoruz"
Türkiye’nin her türlü meselesini kendi içinde halletmesi gerektiğini vurgulayan Çiçek, dış müdahalelerin tehlikesine şu sözlerle dikkat çekti:
"Diyor ki mesela bu sözlerden bir tanesi; 'Evdeki sorun komşuda çözülmez.' Bunu ben söylemiyorum, başkaları söylemiş. Demek ki bizim sorunumuzu biz çözeceğiz. İster ekonomik, ister sosyolojik, ister kültürel, ister siyasi... Ben Alman’la konuşuyorum, İngiliz’le konuşuyorum, Amerikalı ile konuşuyorum; kendi ülkemin insanlarıyla, ister farklı inanışlardan ister farklı görüşlerden dolayı görüşemiyorsak o zaman kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz. Komşuya bırakırsak o bu işlerin farklı menfaatleri olacak, işin içinden çıkılmaz hale gelir."
"Elden Gelen Öğün Olmaz, Vaktinde Bulunmaz"
Sorunların çözümünü başkalarına veya dış kaynaklara bağlamanın siyasi ve ekonomik bedelleri olacağını ifade eden Çiçek, konuşmasını şu uyarılarla sürdürdü:
"Eğer sorunlarımızın çözümünü başkalarına bırakıyorsak; 'El atına binen ya düğünde ya bayramda indirilir.' Eğer kendi işinizi kendi imkanlarınızla çözmezseniz; 'oradan gelsin, buradan gelsin, şuradan kaynak gelsin' derseniz; ya düğünde indirirler bizi ya bayramda indirirler. O zaman buna bir bakmak gerekir. Bir başka söz daha var; bunu da siyasette çok kullanırım: 'Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.' O zaman siz kendi mutfağınızdaki imkanlarınızla sorunlarınızı çözmeniz gerekir."
Siyasetin Sehiv Secdesi Olmaz
Ekonomik krizlerin ve refah kaybının nedenini geçmişte yapılan popülist politikalara bağlayan Çiçek, tarihi bir tespitte bulundu:x
"Siyaset her doğruyu yapmak değildir; mümkün olan doğruyu yapmaktır. Maalesef biz mümkün olmayan doğrulara milleti itekledik. 37-48 yaş arasında bir emeklilik sistemiyle milletin 50 senesini mahvettik. 1991'de erken emekliliği merhum Demirel getirdiğinde Suudi Arabistan'da yaş 58'di, biz 38 yaşında insanları emekli ettik. 2036’ya kadar bu yapılan hatanın bedelini ödüyoruz. Namazda sehiv secdesi olur ama siyasette sehiv secdesi olmaz. Yaptınız mı bir yanlışı, bazen 50 sene gider."
"Siyaset Her Doğruyu Yapmak Değil, Mümkün Olanı Yapmaktır"
Talep makamı olan sendikalar ve yönetim makamı olan siyaset arasındaki dengeye değinen Çiçek, popülist politikalara karşı şu tespiti yaptı:
"Meslek örgütleri de ülkenin iyiye götürülmesinde, huzurun sağlanmasında en az siyasi partiler kadar sorumludur. Siyaset bir sanattır; ülkeyi iyi yönetme sanatıdır. O zaman ülkeyi yönetecekseniz imkanlarınızı dikkate almanız lazım. Benim tanımım şudur: Siyaset her doğruyu yapmak değildir; bu mümkün değil. Siyaset, mümkün olan doğruyu yapmaktır. Maalesef Türkiye'de mümkün olmayan doğrulara milleti itekledik, devleti sürükledik. Şimdi hep beraber aklımız başımıza geldi."
Siyaset Sloganlar Üzerinden Yapılıyor
Siyaset kurumunun bilgi temelinden koptuğunu belirten Çiçek, tüm partilere şu çağrıyı yaptı:
"Türkiye siyasetinde çok fazla bir kalite yoksa bunun sebebi siyasetin sloganlar üzerinden yapılmasıdır. Ben kendi partim dahil tüm partilere söyledim: Hazine yardımı alan her parti bir vakıf kursun. Bilimsel araştırmalara bütçe ayırsınlar. Bakınız, önümüzdeki salı günkü grup toplantılarına bir bakın; eğer kişiler 60 dakika konuşuyorsa bunun 55 dakikası öbürünü kötülemekle geçiyor. Geriye 5 dakikada bir şey kalmıyor. Halbuki pozitif siyaset, ülke yararına siyaset gerekir."
"Mesele Sadece Ekonomi Değil, Zenginler de Boşanıyor"
Türkiye’deki sosyal değişimleri iktisadi ve sosyolojik açılardan değerlendiren Çiçek, şu ifadeleri kullandı:
"Doğurganlık oranları düşüyor, evlenmeler azalıyor, boşanmalar çoğalıyor. Oturduğumuz yerden 'ekonomik sıkıntılar var, o yüzden böyle oluyor' diye ahkam kesiyoruz. Elbette ekonomi en önemli belirleyicilerden biridir; kimse 'ekonomiyi yok saydı' demesin. Ama bu sorunu sadece böyle diyerek çözmüş oluyor muyuz? Fakir fukara evlenemiyorsa bunda ekonominin rolü var, peki çok zengin olanlar neden boşanıyor? Boşanmalar artmış, onu nasıl izah edeceğiz? Zenginlerin çocuğu bir, bilemedin iki; ama fakir fukaranın çocuğu üç-beş... Geçmişte 'Halil İbrahim bereketi' derdik, şimdi tablo değişti. Bu gidişle yüzyılın sonuna gidersek bu ülkenin nüfusu 25 milyona düşüyor. Asıl beka meselesi budur."
"Sözde Rol Modeller ve 'Fiyakalı' Kavramlar Gençliği Etkiliyor"
Televizyon ve sosyal medyadaki yozlaşmaya dikkat çeken Çiçek, topluma sunulan modelleri eleştirdi:
"çoğalıyor; kokain, eroin... Televizyonlarda gördüğümüz ünlü şanlı tipler var. Bir de 'rol model' diye fiyakalı bir laf uydurmuşuz. Bu rol model olanların hali ortada. Gençlerimize sunulan bu modeller ve yaşam tarzları aile yapımızı kökünden sarsıyor. 'Allah'ın dininde her şey vardır' demek tek başına bir şey çözmüyor. O var olan hakikati bilinir ve yaşanır kılmak için bilimsel çalışmalara, projelere ihtiyaç var. Bugün pek çok konuyu yarım yamalak konuşuyoruz."
"Üniversiteler Görevini Yapmıyor, Rektörler Seçilme Peşinde"
Kurumsal sessizliğe ve akademik yetersizliğe tepki gösteren Çiçek, eleştirilerini üniversite yönetimlerine de yöneltti:
"Bu hayati meseleleri sendikalar mı yüklenecek? Partilerimiz yapamıyor, üniversitelerimiz ise maalesef kendisinden beklenen görevi yerine getirmiyor. Bugün her rektörün öncelikli görevi tekrar seçilebilmek olmuş. Akademik üretim yapmak, toplumsal sorunlara çözüm aramak yerine; 'ben nasıl tekrar rektör olurum' diye orada burada peşimizde dolaşıp duruyorlar. Bilimsel derinlikten uzak, sadece makam odaklı bir anlayışla bu büyük nüfus ve aile sorununu analiz edemeyiz."
"Torunlarımla Bile Aynı Türkçeyi Konuşamıyoruz"
Kültürel kopuşu kendi ailesinden verdiği bir örnekle anlatan Çiçek, kuşaklar arası iletişimsizliğe vurgu yaptı:
"Kendi torunlarımla bazen anlaşamıyorum. Aynı evdeyiz, aynı çatıdayız ama onun kullandığı Türkçe ile benim bildiğim Türkçe farklı. Anlaşamayınca araya başkaları giriyor. Bu sadece lisan meselesi değil, bir medeniyet ve değerler kopuşudur. Resmi ve mesleki görevlerimizin ötesinde, bu ülkenin vatandaşı ve bir Müslüman olarak bu gidişata karşı sorumluluklarımız var."
"Sendikacılık Sadece Rakam Yarışı Değildir"
Konuşmasının odağına sendikal anlayışı alan Çiçek, emeğin hakkının korunmasının geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Sendikacılık sadece bir ücret pazarlığı, sadece bir rakam yarışı değildir. Elbette alın terinin karşılığını en iyi şekilde almak esastır; ancak gerçek sendikacılık, aynı zamanda bir demokrasi mücadelesidir, bir standart mücadelesidir. Eğer bir ülkede demokrasi standartları yüksekse, hukuk devletinin çarkları tıkır tıkır işliyorsa, orada emeğin hakkını almak da o nispette kolaylaşır. Dolayısıyla sendikalarımız, sadece kendi üyelerinin cebine girecek parayı değil, ülkenin huzurunu, barışını ve hukuk kalitesini de dert edinmek mecburiyetindedir."
"Kutuplaşma Enerjimizi Tüketiyor"
Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal iklime dair "ortak payda" çağrısında bulunan Cemil Çiçek, kutuplaşmanın maliyetine dikkat çekti:
"Bizim en büyük noksanımız, konuşabilme yeteneğimizi her geçen gün biraz daha kaybetmemizdir. Farklı düşüncelere sahip olabiliriz, olaylara bakışımız ayrı olabilir; ama biz bu ülkenin evlatları olarak asgari müştereklerde buluşmak zorundayız. Kutuplaşma, bir ülkenin enerjisini içten içe tüketen en büyük hastalıktır. Birbirimizi dinlemekten korkmamalıyız. Eğer biz masanın etrafında oturup meselelerimizi medeni bir şekilde tartışamazsak, dışarıdan gelen rüzgarlara karşı savrulmamız kaçınılmaz olur. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; daha fazla diyalog, daha fazla hoşgörü ve daha fazla ortak akıldır."
"Ekonomi ve Hukuk Bir Elmanın İki Yarısıdır"
Ekonomik refahın hukuk sistemiyle olan doğrudan bağını hatırlatan Çiçek, sürdürülebilir bir kalkınma için şu değerlendirmelerde bulundu:
"Ekonomi ile hukuk, bir elmanın iki yarısı gibidir. Hukukun olmadığı, adaletin tam manasıyla tecelli etmediği bir yerde kalıcı bir ekonomik başarıdan söz edemezsiniz. Yatırımcı güven ister, çalışan güvence ister, vatandaş ise adalet ister. Bizim Türkiye olarak hedefimiz, dünyanın en büyük ekonomileri arasına girmekse, bunu sadece rakamlarla değil, hukuk ve demokrasi standartlarımızı da o seviyeye çıkararak yapabiliriz. 4. Olağan Genel Kurul’un bu anlamda bir özeleştiriye ve gelecek vizyonuna katkı sağlamasını temenni ediyorum."
"STK’lar Demokrasinin Sigortasıdır"
Sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve sendikaların devlet mekanizması içindeki önemine de değinen Çiçek, konuşmasını şu cümlelerle noktaladı:
"Sivil toplum kuruluşları, demokrasinin sadece süsü değil, asıl taşıyıcı kolonlarıdır. Öz Finans-İş gibi güçlü yapıların, sektördeki sorunları dile getirirken çözüm önerilerini de bilimsel ve rasyonel temellere oturtması çok kıymetlidir. Hepimiz aynı gemideyiz. Geminin su almaması için her birimizin üzerine düşen sorumluluğu, siyasi mülahazaların üzerinde tutması gerekir."